Yazı Detayı
12 Mart 2022 - Cumartesi 22:32
 
TARIM KASABALARI
Aykut Karlı
 
 


Bu köşe yazısı tarihe not düşmek için yazılmıştır.
İnsanoğlunun var olma tarihinden bu yana, yaşamasını sağlayan tek unsur aldığı gıdadır. Öyle ya, haşa
huzurdan, ne der büyükler; aç ayı oynamaz.
Eviniz, arabanız, yazlığınız, son telefonlarınız, altın, zümrüt ve yakutlarınız karın doyurur mu? Elbette
hayır. Siz sadece daha lüks yaşadığınızı zannedersiniz ama köyde Mehmet emminin tarlasında öğle
yemeği olarak yediği, yeşil soğan ve zeytin kadar lezzetli değildir hiç biri.
Geçmiş zaman, Çanakkale’nin Ezine ilçesinin Çarıksız köyünde bir badem yetiştiriciliği işi vardı. Kafayı
kırıp, mesleği bırakmış ve oraya gitmiştim. Arazide önce karelajlama ( fidanların dikileceği yeri
hesaplama ) sonra fidan yeri açma, dikim ve kazıklama işi yapıyorduk.
Toplamda 650 dönümlük ekilebilen bir alan vardı. Bir kısmına fidan dikilmişti ve sıra 150 dönümlük bir
sahaya gelmişti. Öğle arası verdik. Yanımızda dışarıdan gelen işçiler vardı. Herkes evinden bir şeyler
getirmişti. Ateş yakıldı, çay demlendi. Bir tarafta Kaz Dağları, hava parçalı bulutlu, ne serin ne sıcak,
diğer tarafta denizden gelen iyot kokusu. Çay demlendikten sonra ateşin etrafına konulan taşlara
ekmek dilimleri yerleştirildi. Dedim ya her şey evden…
Ne keçi peynirinin, ne zeytinyağının, ne biber salçasının ne de zeytinin tadını unutabildim. O gün bir
saat daha fazla dinlendik öğle molasında. Çayı iki kere demledik. Yemekten sonra herkes olduğu yere
uzanıp gökyüzünü seyretti. Üstümüzden denize doğru giden bulutları bir şeylere benzettik. Ben
onlara hastane anılarımı anlattım. Onlar da bana dağda bayırda yaptıkları işleri anlattı.
Bu ülke bilim, sanayi ya da tıpta ne kadar ileri giderse gitsin eninde sonunda herkesin midesine bir
şeyler gitmek zorunda. Bunu elde etmenin en güzel ve basit yöntemi ise sadece üretmektir.
Malatya, Kayseri arasında Uzun Yayla denen bir yer var. O zamanlar otobüsle 4 saat sürüyordu. Tam
ortasından bir çay akıyor. Sıra dağların arası yerine göre beş kilometreyi buluyordu. Buraya aralarında
birer saatlik mesafe bulunan üç tane Tarım Kasabası kurabilirsin. Bu proje bir iktidar ya da belediye
projesi değil, bir ülke projesi olmak zorunda.
Okulundan, hastanesine, kıraathanesinden, oteline, tiyatrosundan, kütüphanesine kadar her şey
yapılmalı, mülk edinme telaşı olmamalı. Bütün araçlar ve konutlar devlete ait olmalı. Sosyal statü
olmamalı, aileler kişi sayısına göre belirlenen evlerde oturmalı. Bir çocuk sahibi doktor ya da eczacının
evi, 2+1 ama çiftçilik yapan beş çocuklu bir ailenin evi 4+1 olmalı. Asla özel okul, özel hastane
olmamalı, genel harcamalar ortak bir sistem üzerinden yapılmalı.
Etrafında o kasabaya yetecek her türlü gıda yetiştirilebilmeli ve asla ambalajlı gıdalar o kasabalara
girmemeli. Mutlaka ve mutlaka bütün bu sistemleri daha verimli hale getirecek olan meslek ve teknik
liseleri olmalı.
Böyle bir üretim, yerleşim sağlandığında daha o yazın aktif hale gelir. Ne sütün biter, ne tereyağın, ne
yoğurdun. Bu tarım kasabalarının hepsinde ayrı ayrı ekimler yapılmalı ve değiş tokuş sistemi devrede
olmalı. Bir kasaba en çok buğday, diğer kasaba ise şeker pancarı ekmeli, bir kasaba meyve üretmeli
diğerinde ise sebzeye ağırlık vermeli….

Çok mu zor bu söylediğim şeyleri yapmak? Bence hiç de zor değil. Sadece istemek yeter. Elbette
kesesini doldurmayı düşünen, üretmek yerine bir daire daha alıp, o daireyi kiraya vererek daha rahat
yaşamayı düşünce yapısı haline getiren bir toplum, yöneticilerinden de böyle bir talepte bulunmaz.
Yukarıda bahsettiğim yer Türkiye’de ki yerlerden sadece birisi. Ülkemizde Tarım Kasabası
yapılabilecek yüzlerce yer var.
Elin nasır tutmuyorsa, alnından ter toprağa damlamıyorsa, huzurlu yaşamayı unut. Bankaları,
limanları, işletmeleri yabancı ülkelere satılmış bir toprak parçasında sadece köle gibi çalışırsın.
Unutma ki o toprak parçası senin vatanın değil, yaşadığın açık hapishanen olur…

Aykut KARLI

 
Etiketler: TARIM, KASABALARI,
Yorumlar
Haber Yazılımı